Bireyin yaşam kalitesini arttırmayı, bireyi bir bütün olarak ele alarak ihtiyaçlarını karşılamayı ve bireyin kendi özünü keşfetmesini sağlamayı amaçlayan sosyal hizmet mesleği, mesleki müdahale sırasında birçok farklı disiplinin kuramlarından yararlanır. Bu kuramlardan biri de Carl Rogers’ın çalışmalarına dayanan ve bireyin sorunlarını keşfetmesi ve bu sorunları çözme kapasitesine yeniden ulaşması görüşüne dayanan “Kişi Merkezli Yaklaşım” kuramıdır. Kişi merkezli yaklaşım, psikolojide terapistin sürece hakim olduğu ve danışanı yönlendirdiği bazı psikanalitik yaklaşımlara bir alternatif olarak doğmuştur. Danışanı terapi sürecinin temeline alarak bireyin en iyi rehberinin yine kendisi olduğunu savunur. Yönlendirici bir temel barındıran psikanalitik kurama karşı bireylerin kendi kararlarını alma ve potansiyellerine ulaşma kapasitelerinin kendilerinde var olduklarına inanır. Terapi sürecinde danışan-danışman ilişkisi iş birliğine dayalı olarak ilerler. Bu bağlamda, bireyin doğasını yıkıcı ve kötü olarak tanımlayan Freud’un aksine, Rogers insan doğasının temelde iyi olduğunu ve bireyin istemesi halinde davranışlarını olumlu yönde değiştirebileceğini ileri sürer.
Sosyal hizmet mesleği, bireyi çevresiyle uyum içinde güçlendirmeyi ve toplumsal yaşama sağlıklı bir şekilde katılımını artırmayı amaçlayan bir uygulama bilimidir. Kişi merkezli yaklaşım, bu hedeflere ulaşmada önemli bir araçtır; bireyin kendi kararlarını alması ve hayatında anlamlı değişiklikler yapabilmesi için bir yol haritası sunar. Özellikle dezavantajlı gruplarla çalışan sosyal hizmet uzmanları için, danışanın özgüvenini artırmaya ve değişim için en önemli kaynağı bireyin kendi içinde bulmasına dayalı bu kuram, etkili bir yöntem olarak öne çıkar.
KİŞİ MERKEZLİ YAKLAŞIMDA KAVRAMLAR VE TEMEL İLKELER
1. KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME (SELF-ACTUALIZATION)
Birey merkezli yaklaşıma göre insanları olumlu anlamda motive eden tek bir itici güç vardır, o da kendini gerçekleştirme eğilimidir. Bu kavram, bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkarmasını ve yaşamını anlamlı hale getirmesini amaçlar. Rogers’a göre birey, belirli bir kapasite ve potansiyel ile doğar. Bu potansiyel, zamanla geliştirilip artırılabilir. Ancak bu gelişimin sağlanabilmesi için bazı temel koşulların karşılanması gerekir: empati, koşulsuz pozitif saygı ve içtenlik. Danışanlarla çalışırken bu üç koşulun sağlanması, bireyin değişim ve gelişim sürecinin başlaması için kritik bir rol oynar. Örneğin, sosyal hizmet uzmanı, kendini gerçekleştirme sürecinde bireyin kendi kararlarını almasına rehberlik ederek onun potansiyelini ortaya çıkarmasına yardımcı olur.
2. EMPATİ
Rogers’a göre empati; bir olayı, durumu ya da davranışı müracaatçının gözünden görmektir (1). Bu yaklaşım danışanın duygu ve düşüncelerini anlama ve doğru bir şekilde karşılık vermek için önem arz eden bir kavramdır. Terapide empatinin amacı danışanın büyüme ve kendi olma yolculuğunda ona eşlik etmektir (1). Örneğin, bir aile içi şiddet mağduru ile çalışan bir sosyal hizmet uzmanı, müracaatçının yaşadığı duygusal travmayı anlamaya çalışır ve onun hikayesini yargılamadan dinleyerek güven ortamı oluşturur.
3. İÇTENLİK
Sürecin şeffaf ve güvene dayalı bir halde ilerlemesini sağlayan önemli bir kavramdır. Uzmanın, danışana karşı samimi ve dürüst bir tavır sergileyerek güven ortamını pekiştirir.
4. BENLİK
Bireyin kendisini ve çevresini algılama biçimidir. Benlik, bireyin kendi ihtiyaçlarına, değerlerine ve çevresindeki olaylara yönelik bakış açısını belirler. Bilinçdışı bir süreç olup insanın kendisi için neyin iyi ya da kötü olduğunu bilmesine olanak tanır (2). Rogers’a göre benliğin iki alt aşaması bulunmaktadır:
- Gerçek Benlik: Bireyin mevcut durumdaki duygu ve düşüncelerine dayalı kendilik algısıdır
- İdeal Benlik: Bireyin olmak istediği duygu ve düşüncelere yönelik kendilik algısıdır.
Bu iki kavram arasındaki uyumsuzluk, bireyin psikoloji sağlığı üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir.
5. TUTARSIZLIK
Gerçek benlik ve ideal benlik arasındaki farkın fazla olmasıdır. Bireyin olmak istediği kişi ile olduğu kişi arasındaki farkın büyümesi, bireyde içsel bir çatışma yaşanmasına neden olur. Bu durum bireyde tehdit unsurları yaratarak bireyin kaygı duygusunu arttırır. Kişi bu durumdan uzaklaşmak için yadsıma ve algısal çarpıtma olmak üzere iki tane savunma mekanizması oluşturur:
- Yadsıma: Tehdit edici durumun tamamen görmezden gelinmesidir.
- Algısal Çarpıtma: Tehdit edici durumun daha az tehdit edici olarak yeniden yorumlanmasıdır.
Nevroz Tepkisi: Kişi savunma mekanizmalarını kullandıkça gerçek benlik ve ideal benlik arasındaki fark artacağından, birey nevroz etkisi yaşamaya başlar. Birey yeni bir tehdit durumunda yeniden savunma mekanizmalarını kullanmaya yönelir ve bu süreç bir kısır döngü halini alır. Süreç sonunda birey daha fazla tutarsızlık yaşamaya ve daha fazla tehdit edici durumla karşı karşıya gelmeye başlar.
6. KOŞULLU OLUMLU SAYGI
Kişinin çevreden olumlu bir saygı kazanmasının koşullara bağlı olduğu durumları ifade eder. Birey olumlu dönüt almak için kendisinin değil dönüt alacağı kişinin deneyimlerine ve değerlerine uygun hareket etme zorunluluğu hisseder. Örneğin, genç bir birey, meslek seçiminde kendi beceri ve kişiliğine uygun bir meslek seçmek yerine, toplumda prestijli kabul edilen veya ailesi tarafından prestijli kabul edilen bir mesleği pozitif dönüt almak için seçebilir. Bu durum bireyin gerçek benliğinden uzaklaşmasına neden olabilir
7. KOŞULSUZ OLUMLU SAYGI
Bireyin sahip olduğu duygu ve düşüncelerinden ayrı olarak başkaları tarafından sadece kendisi için koşulsuz biçimde saygı görmesi ve değerli hissetmesidir. Kişinin nasıl davranırsa davransın, başkalarının kendisine yönelik tutumunun değişmemesidir. İdeal bir durumda olumlu saygının koşulsuz olması beklenir (2). Yukarıdaki örneği buraya uyarlayacak olursak kişi hangi mesleği seçerse seçsin kendini toplumda ve ailesi içinde iyi ve değerli hissedecektir.
8. KOŞULLU OLUMLU ÖZ SAYGI
Koşullu olumlu saygı, bireyin kendi kişilik ve değer yapısını belirler. Birey, yalnızca toplumun standartlarına uygun davrandığında kendini değerli hisseder. Kendi gerçekliğini ve duygularını bir kenara bırakarak toplumun kendisinden istediği eylemleri yapmaya başlar. Toplumun değerlerine göre hareket ettikçe kendinden memnun olur, toplumun değerlerinden uzaklaştıkça memnuniyetsizlik artar. Bu durum, bireyin öz saygısında dengesizlik yaratabilir.
9. KOŞULSUZ OLUMLU ÖZ SAYGI
Koşulsuz olumlu saygının bir ürünüdür. Birey, koşulsuz bir kabul ortamında kendini değerli ve saygı gören biri olarak hisseder. Bu da bireyin olumlu bir benlik algısı geliştirmesine olanak tanır.
TERAPÖTİK SÜRECİN BAŞARILI OLMASI İÇİN GEREKLİ 6 KOŞUL
Rogers Terapötik sürecin başarılı olması için 6 tane temel koşulun olması gerektiğini ve bu koşulların tamamının olması halinde başka herhangi bir koşula ihtiyaç duyulmayacağını iddia eder:
- Uzman ve danışan arasında bir ilişki kurulmalıdır.
- Danışan, mevcut durumuyla uyumsuzluk içinde olmalıdır.
- Uzman, terapötik ilişkiye içten bir şekilde katılmalıdır.
- Uzman, danışanı koşulsuz pozitif saygıyla kabul etmelidir.
- Uzman, danışanı empatik bir anlayışla dinlemelidir.
- Danışan, bu empatik anlayışı ve koşulsuz pozitif saygıyı hissetmelidir.
Bu yazılan 6 koşul ideal bir durumu ifade eder. Ancak, bunların hepsinin aynı anda sağlanması zorunlu değildir; her biri sürecin başarısına farklı derecelerde katkı sağlar. Yalnızca ilk koşul, yani uzman ve danışan arasında bir ilişkinin kurulması, mutlaka sağlanması gereken temel koşuldur. Uzman iyi bir dinleyici olma becerilerine sahip olması bu ilişkinin ve sürecin temel yapı taşıdır. Uzman, bu koşullara ne kadar yaklaşabilirse, müdahale süreci de o kadar verimli ve etkili olacaktır. Bundan dolayı uzman-danışan ilişkisi içerisinde uzmanın en temel sorumluluğu bu 6 tane koşula yaklaşarak müdahale süreci başlatması ve geliştirmesidir.
MÜDAHALE SÜRECİNİN AŞAMALARI
Rogers müdahale sürecinde 7 tane aşama gelişim aşamasından bahseder. Bunlar:
- Birinci Aşama: Danışanın değişime ihtiyaç duyup duymadığı veya değişim için neye ihtiyacı olduğuna yönelik farkındalık sahibi değildir. (1) Danışan henüz kendini uzmana açmamış ve sorunlarını ifade etmekten kaçınmaktadır. Bu aşamada danışanın uzman ile yakın bir ilişki yürütülmesi taraftarı değildir.
- İkinci Aşama: Danışanın kendini yavaş yavaş açığa çıkardığı aşamadır. Kendisiyle ilgili konuşmaya başlayan danışan problemlerinin kaynağını dışarda arar ve kendi hakkında çelişkili ifadeler kullanır.
- Üçüncü Aşama: Danışanın kendini ifade etmesi daha da kolay hale gelmiştir. Yaşam deneyimlerini daha etkili anlatmaya başlayan danışan deneyimleri ve duyguları arasındaki çelişkiyi yavaştan fark etmeye başlamaktadır.
- Dördüncü Aşama: Danışan, kendini anlatmada daha fazla gelişmiştir fakat şu ana yönelik duygularını açığa çıkarması konusunda halen tutucudur. Bu aşamada savunma mekanizmalarından halen yararlanmaya devam edebilmekle beraber danışan daha fazla sorumluluk almaya başlamış ve benliğine ilişkin farkındalık kazanmaya başlamıştır.
- Beşinci Aşama: Danışanda halen korku ve güvensizlik duyguları bulunabilmektedir. Bu aşamada danışan kendisindeki değişim ve gelişimi fark etmekle beraber kendilik duygusunu ideale yaklaştırmak için duygular öne çıkarak yaşamında daha aktif yer edinir.
- Altıncı Aşama: Danışanın yaşantılarından korkmayıp onları inkar etmediği aşamadır. Benlik ve yaşantılar bütünleşir. Kendini gerçekleştirme sağlanmaktadır. Danışan yaşanılanları artık çarpıtmamakta kabullenmektedir. Kendisini koşulsuz kabul etmekte ve tutarlı bir yapıdadır.
- Yedinci Aşama: Danışan tamamen yeni duygular ve yaşantılara açık bir durumda işlevsel haldedir. Müdahale süresince elde ettiği becerileri günlük hayatında aktif bir biçimde kullanmaya başlamaktadır. Kendisinin kim olduğunu ve ne istediğini bilir bir haldedir. Kendine benliğine saygı duyan ve kendine güvenen bir yapıya bürünmüştür.
KURAMIN SOSYAL HİZMET MÜDAHELESİNDEKİ GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ
Sosyal hizmet müdahale sürecinde birçok farklı kuram ve yaklaşım bir vaka süresince kullanılabilir. Kişi merkezli yaklaşım da diğer kuram ve yaklaşımlarla birlikte kullanılmaya uygun olması sayesinde etkili bir yöntemdir. Sosyal hizmetin doğası gereği bireyi güçlendirmeyi hedef alan ve bireye öz saygı kazandırarak çevresiyle uyumlu bir yapıyı kazandırmaya çalışan bir uygulama bilimidir. Kişi merkezli yaklaşım, bu hedeflerle uyumlu olması nedeniyle sosyal hizmet uzmanlarına önemli katkılar sağlar. Aynı şekilde danışanlarla iş birliğine dayalı bir süreç yürütmek isteyen bir uzman için non-direktif bir yapıda olmasından dolayı işlevseldir. Ancak bu kuramın güçlü yönlerinin yanı sıra bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Zira kişi merkezli yaklaşım bireyin kendini yönlendirme kapasitesine dayanır ve her durumda pozitif katkı sağlamak zor olabilir. Özellikle ciddi ruhsal sorunlar yaşayan danışanlarda bu yöntemin sunduğu özgürlükçü yaklaşım etkisiz kalabilir. Bu modeli kullanmak isteyen uzmanın yanı zamanda danışanın içinde bulunduğu kültürel yapıya da hâkim olması gerekmektedir. Özellikle ülkemizde başta göç alanında çalışan uzmanların buna dikkat etmeleri elzemdir. Örneğin otoriter ve kapalı kültür bir ortamda yaşayan bir danışanın olduğu bir müdahalede danışan uzmandan daha otoriter bir yaklaşım benimseyebilir. Bu da sürecin hakimiyetini danışana vermeyi son derece zorlaştırabilir. Aynı şekilde Roger’in bahsettiği 6 koşulun tüm vakalarda aynı etkililiği sağlayıp sağlamayacağı kesin olmamakla beraber bazı durumlarda uzman ve danışan arasında net bir bağdaşım, koşulsuz pozitif saygı ve empati kurulması zor olabilir. Tüm bu sınırlılıkları müdahale en aza indirgemek için bu yöntemin tek ana yöntem olarak değil diğer uygulama yöntemleriyle birlikte duruma bağlı şekilde ve uygun olarak kullanılması müdahale sürecinde daha etkili ve olumlu sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.
KAYNAKÇA
- Keleşoğlu, F., & Akyüz, M. (2022). Sosyal hizmet uygulamalarında birey merkezli yaklaşım: Carl Rogers ve Rogeryan terapi. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi Dergisi, 57(2), 1040-1053. https://doi.org/10.15659/3.sektor-sosyal-ekonomi.22.05.1804
- Şanlı, E. (Tarih belirtilmemiş). Birey merkezli yaklaşım (insancıl kuram): Carl Ransom Rogers. [Sunum]
- Duyan, V. (Ed.). (2018). Sosyal hizmet kuram ve yaklaşımları. Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları. ISBN: 978-605-7894-64-9
- Teater, Barbra. Sosyal Hizmet Kuram ve Yöntemleri: Uygulama İçin Bir Giriş. Çev. Abdullah Karatay. Nika Yayınevi, 2015.

Yorum bırakın