Davranışçı ve bilişsel terapilerin birleşiminden doğan Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), duygu, düşünce ve davranış arasındaki ilişkileri anlamaya ve değiştirmeye odaklanan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Başta sosyal hizmet olmak üzere birçok ruh sağlığı alanında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Sosyal hizmet; danışanın iyilik halini sağlamak, bireyi travmatik ve psikolojik bozukluklar karşısında güçlendirmek için sorunların temeline odaklanan bir uygulama mesleğidir. Bilişsel Davranışçı Terapi de aynı amaç doğrultusunda bireyin yaşadığı sorunların birbiriyle bağlantılı olan olumsuz duygu, düşünce ve davranışların bir sonucu olduğunu varsaymaktadır. Bu kuramla çalışma yapan uzman, bireyin yaşadığı psikolojik, travmatik stres ve bozukluklara sebebiyet veren olumsuz düşünce ve davranış örüntülerini keşfetmeyi ve bunları daha olumlu yönde değiştirmeyi amaçlar. Kuramı daha iyi anlamak ve örüntüler arası bağlantıyı daha etkin kavramak için Davranışçı terapi ve bilişsel terapiyi ayrı ayrı incelemekle başlayacağım.
DAVRANIŞÇI TERAPİ: “İnsan davranışlarının bilimsel ilkeleri yalnızca gözlemlenebilen davranışların incelenmesiyle saptanabilir” (2) mantığını temel alan modelin en önemli temsilcileri Ivan Pavlov, J. B. Watson, B.F. Skinner ve Albert Bandura’dır. Modele göre bir davranışın meydana gelmesi için davranışı tetikleyen belli koşulların da sağlanması gerekmektedir. Koşulların değişimi davranışların da değişimine öncülük eder. Davranışçı terapide odaklanılması gereken 3 temel alt model şunlardır:
- Klasik Model: nötr bir uyaranın, doğal bir uyaranla eşleştirilmesi sonucu deneğin nötr uyarana karşı tepki geliştirmesini temel almaktadır. Bu modelin öncüleri Ivan Pavlov ve John Watson’dur. Bu modeldeki en önemli deneylerden bir tanesi Ivan Pavlov’un köpekler üzerinde denediği koşullanma deneyidir. Köpeklere yiyecek (doğal uyaran) vermeden 1-2 saniye önce zil sesi (nötr uyaran) veren Pavlov, köpeklerin bu durumu yiyecekle ilişkilendirmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Belli bir sürenin ardından Pavlov amacını gerçekleştirerek köpeklerin, yiyecek almadan yalnızca ışık ve ses etkisiyle salya ürettiklerini gözlemlemiştir. Bu deneyin neticesinde Pavlov, köpeklerin bir sonucun öncülü sunulduğunda salya üretmeye koşullandıklarını bu nedenle de yeni bir davranış öğrendiklerini bulmuştur. (5). Pavlov’un bu araştırmasını temel alan John Watson ise 11 aylık bir bebek olan Albert ile benzer bir deney gerçekleştirmiştir. Bu deneyde Albert’a oynaması için evcil fare ve tavşan verilmiştir. Albert evcil hayvanlarla her oynadığında aniden yüksek bir sesle korkutulmuştur. Belirli bir sürenin ardından Albert’a yalnızca fare ve tavşan gösterildiğinde dahi bebeğin, ses duymuş gibi irkilmeye ve korkmaya başladığı görülmüştür.
- Edimsel Model: Bir davranışın olumlu veya olumsuz sonucu davranışın tekrar edilmesini veya edilmemesini sağlar. Bireyin sergilediği davranıştan bir yarar edinmesi davranışı tekrarlamasını sağlıyorken, bireyin yarar sağlamaması veya cezalandırılması davranışı sınırlandırır. Bu modelin en önemli temsilcisi B.F. Skinner’dir. Skinner, fare veya güvercinleri bir kafese koyarak, ulaşabilecekleri bir kaldıraç koymuştur. Kaldıraca basıldığında ödül (yiyecek gibi) kazanan hayvanlar kaldıraca daha sık basmaya başladılar. Aynı kaldıraca her bastıklarında bu sefer küçük bir elektrik şoku verilmiştir. Bu durumda aynı hayvanlar kaldıraca daha az basmaya başlamışlardır. Bu durum bizlere eylemin sonucunun, davranışın tekrar edilme sıklığını nasıl etkilediğini göstermektedir
- Sosyal Öğrenme Modeli: Bu modele göre ise davranışlar sadece doğrudan ödül ve cezalandırma yoluyla değil, aynı zamanda gözlem ve model alma yoluyla da öğrenilir. En önemli temsilcisi Albert Bandura’dır. Sosyal hizmet uygulaması içerisinde aktif bir yeri olduğuna inandığım bu modele birkaç örnek vermek gerekirse: Her gün düzenli olarak kitap okuyan ebeveynlere sahip bir çocuğun kitap okuma alışkanlığı edinmesi verilebilir. Bandura’nın “Bobo Doll” deneyi bu alanda önemlidir. Oyuncak bebekle oynayan bir yetişkini izleyen çocuklar, yetişkinin oyuncak bebeğe agresif bir tavır göstermesiyle kendilerinin de oyuncak bebeklerle oynarken agresif tavırlar geliştirme deneyi öğretici bir yol sunmaktadır.
BİLİŞSEL TERAPİ: Temel olarak bir olayların kendisinden ziyade olayları algılama ve yorumlama şeklinin önemli olduğunu ileri sürer. “Bilişsel yapıyı, kişinin içsel süreçlerini ve dış dünyayı gözlemlemekte ve değerlendirmekte kullandığı öznel bir merceğe benzetebiliriz. Kişinin belli bir duygusal veya davranışsal tepkisinin ortaya çıkması için öncelikle dünyayı, yani çevresindeki kişileri, olayları ve durumları algılaması, ardından anlamlandırması ve yorumlaması gerekir.”(3). Bu alanda en önemli ürünleri veren Kişiler Albert Ellis ve Aaron Beck olmuştur. Özellikle Ellis’in geliştirdiği “A-B-C Modeli” bilişsel terapinin özünü kavramamıza yardımcı olur. A-B-C modeline göre kişilerin içinde bulundukları durumlar genellikle tetikleyici bir olayın (A), belirli davranışsal ve duygusal sonuçlara (C) yol açmasını içermektedir. (5). Daha spesifik bir örnek olarak: Ebeveynlerinden, akademik alanda “AA derecesi dışındaki her şey başarısızlıktır.” Tepkisi alan bir genç, AB derecesi aldığında kendini başarısız bir birey olarak kodlayabilir ve bu durum bireyin strese girmesine veya kendine olan inancın sarsılmasına sebebiyet verebilir. Kısaca:
Olay (A) → Biliş (B) → Sonuç (C) olarak karşımıza çıkar. Buna göre (B) düşünce ve duygular, (A) olay ile birlikte tetiklenir ve (C) sonuca yol açar.
Sonuç olarak strese sebebiyet veren öncül koşula yönelik düşünce ve duyguyu olumlu anlamda değiştirdiğimizde, bireyin psikolojik stres ve bozukluğunda azalma meydana gelir veya ortadan kalkar.
BDT’nin Ortaya Çıkışı: 1980’lerde ortaya çıkan BDT yaklaşımı da yukarıda açıklanan iki terapinin birleşiminden doğmuştur. Teorik olarak bilişin davranışları etkilediği üzerinde durulur. Bireyin düşüncelerinde kullandığı cümlelerin, yararlandığı düşünce biçiminin yeniden düzenlenmesi sonucunda bireyin davranışlarında da belirgin davranışların yaşanacağı varsayımına dayanır. Varolan sorunların, bireyin yaşamındaki olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırarak bireyin yaşam kalitesini iyileştirme amacı güden BDT, sosyal hizmet uygulamasının amacıyla birebir örtüşmektedir.
BDT’DE KULLANILAN TEKNİKLER
- Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bireyin zihninde yer edinmiş olumsuz otomatik düşünceleri tespit etme, sorgulama ve bunlar yerine alternatif düşünceler oluşturma tekniğidir. Özellikle depresyon, kaygı bozukluğu, düşük özgüven yaşayan danışanlarda uygulanabilir. Örnek Durum: “Ben başarısız biriyim.” olumsuz düşüncesi yerine “Bu sınavda düşük not aldım ama çalışırsam başarabilirim.” olumlu düşüncesi ile yenilemek.
- Davranışsal Aktivasyon: Bireyi depresif ve olumsuz ruh halinden çıkarmak için anlamlı ve keyif verici etkinliklere yönlendirme amacı taşır. Özellikle depresif ruh haline sahip bireylerde ve motivasyon eksikliği yaşayan danışanlarda uygulanabilir. Örnek Durum: Günlük yapılacak ve danışanın yapmaktan keyif aldığı etkinliklerin bir listesini hazırlamak (Kitap okumak, yürüyüş yapmak, hobilerine vakit ayırmak vs.)
- Maruz Bırakma: Bireye kaygı ve korku veren durumlarla, bireyin bu durumlara aşamalı olarak yüzleştirilmesi ve belli bir sürecin sonunda bu durumlara karşı duyarsızlaşmasının sağlanması tekniğidir. Özellikle travma sonrası stres bozukluğu, çeşitli fobileri olan, obsesif danışanlarla çalışırken kullanılabilinecek bir tekniktir. Örnek Durum: Sosyal fobisi olan birey, ilk olarak yakın arkadaşlarıyla küçük sohbetler başlatır; zamanla daha kalabalık ortamlarda bulunur ve en sonunda sunum yapma gibi büyük adımlara yönlendirilir
- Problem Çözme Tekniği: Sorunları adım adım çözmek için sistematik bir yaklaşım kullanmayı gerektiren tekniktir. Bireyin sorunu tanımlamasını ve soruna alternatif bir çözüm üretmesini daha sonrasında ise en uygun çözüm yolunu uygulama becerisinin geliştirilmesini sağlar.
- Davranışsal Deneyler: Bireyin sahip olduğu olumsuz davranışlarını test etmek için bireyin gerçek yaşamda yeni davranışlar denemesini sağlamaktır. Özellikle sosyal fobisi olan danışanlarla çalışırken kullanılabilir. Örnek Durum: “Kimse benimle konuşmak istemez.” Düşüncesine sahip bir bireyin insanlarla küçük konuşmalar başlatması ve sonucu gözlemlemesi ödevi verilebilir.
BDT’NİN KULLANIM ALANLARI NELERDİR?
BDT yapısı gereği son derece geniş bir yelpazede kullanılabilinecek bir tekniktir. Ancak belirli gruplarla çalışırken daha etkili bir müdahale yöntemi olabilir. Bu gruplara örnek vermek gerekirse:
- Çocuklar ve Ergenlerle çalışırken
- Davranış Bozuklukları
- Travma ve İhmal
- Okul Başarısızlığı ve sosyal fobi
- Travma ve Kriz Mağdurları ile Çalışırken
- Doğal Afetlerden etkilenmiş bireyler
- Aile içi şiddet mağdurları
- Göçmenler ve mülteciler alanı
- Depresyon ve Kaygı Bozukluğu yaşayan Bireylerle Çalışırken
- Bağımlılık Sorunları Olan Bireylerle Çalışırken kullanılabilir.
BDT İLE ÇALIŞAN BİR SOSYAL ÇALIŞMACININ ROLÜ NEDİR?
BDT uygulayan bir sosyal hizmet uzmanının (SHU) rolü, danışanın düşünce, duygu ve davranışlarını değerlendirerek, bunların yaşadığı probleme nasıl katkı sağladığını anlamaktır. Uzman, danışana bu olumsuz düşünce ve davranışları fark etmesi ve daha olumlu, kabul edilebilir şekilde değiştirmesi için yardımcı olur. Bu süreçte uzman ve danışan birlikte çalışmalı, iş birliği içinde ilerlemelidir. SHU, danışanın olumsuz duygu ve düşüncelerini açığa çıkarması için rehberlik eder ve süreci destekleyici bir şekilde yönlendirir.
BDT GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ NELERDİR?
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), güçlü yönleri ve sınırlılıkları olan bir müdahale yaklaşımıdır. ABC modeli gibi yapılandırılmış yöntemleri sayesinde, uzmanın modeli anlaması ve uygulaması kolaydır; ayrıca danışanlara gerçek hayatlarında kullanabilecekleri somut araçlar sunarak etkili bir müdahale sağlar. Ancak BDT’nin bazı sınırları da bulunmaktadır. Öncelikle, odağında birey yer aldığı için sorunun sosyal, politik veya çevresel katkıları göz ardı edilebilir. Ayrıca, terapinin başarılı olması için danışanın sürece tam olarak kendini adaması gerekir. Son olarak, BDT daha çok “burada ve şimdi” davranışına odaklandığından, mevcut problemlerin kökeninde yatan derin duygusal veya geçmiş travmaların ele alınması sınırlı kalabilir. Bu durum, bazı danışanların ihtiyaç duyduğu derinlemesine çalışmayı karşılamayabilir.
KAYNAKÇA
- Toptaş Böcü, T., & Başer, D. (2023). Sosyal hizmet ve bilişsel davranışçı terapi yaklaşımı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/366965270
- Ünal, S. (2023). Davranışçı terapiler [PowerPoint sunumu]
- Türkçapar, M. H. (2014). Bilişsel terapi: Temel ilkeler ve uygulama (8. baskı). Ankara: HYB Basım Yayın.
- Duyan, V. (2018). Bilişsel davranışçı yaklaşım. Sosyal hizmet kuram ve yaklaşımları (ss. 264-282). Erzurum: Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayını.
- Teater, Barbra. Sosyal Hizmet Kuram ve Yöntemleri: Uygulama İçin Bir Giriş. Çev. Abdullah Karatay. Nika Yayınevi, 2015.

Yorum bırakın